Cheddar, Noodles ve Ben


Koskoca Britanya İmparatoriçesi Kraliçe Victoria'ya düğün hediyesi olarak bir tekerlek peynir hediye edilebileceğini hayal edebiliyor musunuz? İşte çedar peyniri 1800'lü yıllarda o kadar değerliymiş.

Dünyada en çok aranan peynir olarak ün salmış çedarın ana vatanı İngiltere'nin Cheddar kasabası.

Çedar peyniri genellikle inek sütünden yapılıyor. Bu peyniri özel yapan, diğer peynir türlerinden ayıran, işleme şekli. Buna "çedarlama" diyorlar.

Çedarın doğal rengi beyaz. Peynire koyu turuncu rengi veren, "achiote" ağacından çıkartılan "annatto" adlı madde ya da paprikadan yapılan yağ.

Çedarın keskinliği, eskitme süresine bağlı olarak değişiyor. Süre ne kadar uzun olursa, tadı da o kadar keskinleşiyor ve buna göre adlandırılıyor; orta, eski, ekstra eski gibi. Bunun yanı sıra farklı tadlarda çedar bulmak da mümkün; acı biberli, sarmısaklı, soğanlı... 2009 yılında Amerika'da 15 yıllık bir çedar peyniri 450 gr'ı 90 TL'ye satışa sunulmuş. Bu kadar eskisi çok nadir bulunuyor. 

Bir rivayete göre Cheddar köylülerinden biri, civar mağaralardan birine sağdığı bir kova sütü koyuyor ve geri almayı unutuyor. Daha sonra hatırlayıp mağaraya gittiğinde, kovanın içindeki sütün gayet lezzetli bir şeye dönüştüğünü görüyor. Bu olaydan sonra, köylüler bu garip şeyi, çedarı üretme yollarını arıyor.


Bir de şarapla eşleşmesine bakalım; ekstra keskin çedar peynirleri pinot noir ve cabarnet şaraplarıyla, orta keskinlikteki çedar Merlot'la, kavrulmuş sarmısaklı çedar chardonnay ile iyi gidermiş.
Gelelim noodle ya da erişteye. En basit anlamda, su un ve yumurta karışımından elde edilen hamurun kesilerek, kaynatılmasından oluşmakta. Eriştenin de şekline, yapılış biçimine, tadına göre ayrılan bir çok çeşidi var.

Aslı bizimdir diyen üç millet var; Çinliler, İtalyanlar, Araplar. 2002 yılında arkeologların, Çin'in Lajia arkeolojik sitesinde bir çömlek içinde 4000 yıllık erişte bulmalarıyla, bu sahiplik yarışında Asya öne geçmiş gibi duruyor.

Avustralya'da yılda 18 milyon kilo erişte tüketilmekteymiş. Çinliler içinse uzun yaşamın sembolüymüş. Japonlar içinse makbulü, erişteyi ağızlarını şapırdatarak yemekmiş.
Ben de Japon adetine uyarak, ev yapımı ıspanaklı erişteyi rendelenmiş çedar eşliğinde afiyetle yedim.

Erişte el yapımı ama yapan eller benim değildi, bu nedenle bugünlük tarif eklemiyorum.  Ama en azından çedar, erişte ve ben üçlemesini birbirine bağlayabildim.


Kaynak: oradan, buradan bir de şuradan...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder