Cadılar Bayramı Kurabiyesi


Bir cadılar bayramımız eksikti diyenlerdenseniz; buyurun ben bu eksiği tamamlamaya karar verdim. Yazıyı okumak istemezseniz, hemen en alta inip tarifi alabilirsiniz.

Cadılar bayramı-Halloween- her yıl 31 Ekim gecesinde kutlanıyor. Herkes evlerini, bahçelerini, sokaklarını, iş yerlerini, iskeletler, örümcekler, mezarlar, kuru kafalarla süslüyor, şenlik ateşleri yakıyor, balkabaklarını oyup bunları fener yapıyor (Jack O'Lantern), kostüm partileri düzenliyor ya da bu partilere katılıyor.

Semizotu; yabani ot mu yoksa yoğurtlu mu!

Saksıda, bahçede, yol kenarlarında, tarlada kısaca neredeyse heryerde yetişebilen semizotu, oldukça başarılı bir bitki.


Semizotunu yayılımcı olduğu için zararlı yabani otlar sınıfından sayan ziraat bölümleri bile artık bu düşüncelerini rafa kaldırmış durumda, sloganları da “if you can’t weed it, eat it- kurtulamıyorsanız, yiyin.” Omega-3 açısından tüm yeşil yapraklı bitkilerden – hatta çocukluğumuzun kahramanı Temel Reis’in vazgeçilmez gıdası ıspanaktan bile- daha zengin, vitamin ve mineral deposu ve güçlü bir antioksidan (vitamin A, E ve C, demir, magnezyum, kalsiyum, potasyum, ne ararsan var)

Yetiştirmesi de çok kolay, tohum aldıysanız, saksınıza ya da bahçenize serpiştirin. Toprak konusunda hassas değiller, her çeşit toprakta yetişebiliyorlar. Sadece susuz bırakmamak lazım. Tohumları toprağın dibine gömmeyin, üstünü toprakla kapamayın, ışığını kesmeyin. Eğer elinide dal varsa doğrudan ekin ve sulayın. hemen büyüyp geliştiğini göreceksiniz. Hatta pazardan aldığınız topraklı semizotlarını doğrudan ekebilirsiniz. Toplarken de topraktan sökmeyin, alacağınız kısmı makasla kesin, tekrar büyüyecektir.

Cici Kek, Güzel Kek, Elmalı Kek

Adem'le Havva'yı meşhur eden meyve de diyebiliriz elmaya. Hani yılan dürtmüş havvayı, havva yedirmiş ademe yasak elmayı, ikisi de yok çare boylamışlar dünyayı. O kadar lezzetliymiş yani.

Bir tek din kitaplarında değil, masallarda da yerini almış. Yıllarca, kötü kalpli üvey annesinin elinden kocaman kıpkırmızı parlak ve zehirli bir elmayı yiyip, 7 tane cüceyle uğraşmak zorunda kalan zavallı pamuk prenses için üzülmedik mi hepimiz. Tabi bu masalları dinlerken de sürekli gökten  kafamıza elmalar düştü durdu.


Sonra henüz geçenlerde Apple'ı Apple yapan Steve Jobs'u kaybettik, içimiz burkuldu. Meraklılar için kısaca geçelim; Apple logosu önce kafasına düşen elma sayesinde bizi yerçekimine kavuşturan Newton temalıymış. İkinci logo, bir parçası ısırılmış ve tersten başlayan gökkuşağı renkleriyle kaplı elma olarak tasarlanmış. Sonunda hırs, bilgi, umut ve anarşi simgesi haline dönüşmüş. Bu logoyu tasarlayan ekibe Jobs sadece şunu söylemiş "sevimli yapmayın". En son logo Jobs'un Apple'a geri dönmesinden sonra geliştirilmiş. Gökkuşağı renkleri çıkartılmış, elma tek renkli hale getirilmiş, ünlü ısırık yerinde bırakılmış. Böylece düşüşe geçen şirket rakiplerine şu mesajı vermeyi başarmış; yıkılmadık, kendimizi yeniledik, çağdaşlaştık, ciddileştik, çocuk renklerimizi bıraktık ama aslımızı da unutmadık.

Bu yazı her ne kadar kek tarifinden başka herşeye benzediyse de, battı balık yan gider deyip bir de şarkısal bilgi ekleyelim.

Çikolatalı Pavlova; ya Avustralyalı ya da Yeni Zelanda


üzgünüm dostum ama bugün o günlerden pek değil
hangi günlerden mi;
içini dolduran coşkunun bedeninden taştığı ve sinir uçlarını titrettiği, elmacık kemiklerinin gülmekten ağrıdığı, gözlerinin önünde heyecandan çakmakların yandığı günlerden
tam tersi bugün, beyninin şalterleri indirip uykuya geçmek istediği, sırtının taşıdığı 300 kiloluk taştan dolayı iki büklüm olduğu, mıymıntı, mızmız günlerden biri


Yani pavlova'ya hiç uygun değil

Çünkü pavlova, çırpıldıkça karbeyaz olup parlayan yumurta aklarının, ağızda dağılan çıtır dokusunun, üstüne eklenen leziz kremanın ve birbirinden taze meyvelerin canlılığını taşıyor.

Bu pastayı kendi ulusal hazinesi olarak sahiplenen iki ülke var; Avustralya ve Yeni Zelanda

Beze bazlı bu pastaya, döneminin en başarılı balerini Anna Pavlova'yı onurlandırmak için "pavlova" denmiş.

Anna Pavlova 1926'da Avustralyayı ve Yeni Zelandayı ziyaret ediyor ve işler burada karışıyor. Sanatçının ziyareti her iki ülkede de büyük bir coşkuyla karşılanıyor. Onu seyredenler dansetmediğini adeta "kanatlanıp havada süzüldüğünü" söylüyor. Bu tanım, pavlova pastasına ilham veriyor; hafif, kabarık, havalı ve neşeli pasta...


Cheddar, Noodles ve Ben


Koskoca Britanya İmparatoriçesi Kraliçe Victoria'ya düğün hediyesi olarak bir tekerlek peynir hediye edilebileceğini hayal edebiliyor musunuz? İşte çedar peyniri 1800'lü yıllarda o kadar değerliymiş.

Dünyada en çok aranan peynir olarak ün salmış çedarın ana vatanı İngiltere'nin Cheddar kasabası.

Çedar peyniri genellikle inek sütünden yapılıyor. Bu peyniri özel yapan, diğer peynir türlerinden ayıran, işleme şekli. Buna "çedarlama" diyorlar.

Çedarın doğal rengi beyaz. Peynire koyu turuncu rengi veren, "achiote" ağacından çıkartılan "annatto" adlı madde ya da paprikadan yapılan yağ.

Karabiberli, damla çikolatalı kurabiye

Neden olmasın dediğinizde mutlaka deneyin. Kaybedecek bir şeyiniz yok, en fazla "olmazsa olmaz"!

Ben de böyle başladım  karabiber macerasına. Sanki çok büyük bir keşif yapmışım gibi. Ama nerede canım... Evrende neredeyse bir tek ben kalmışım acı ve tatlının bir arada, gayet güzel bir uyum içinde yaşayabileceğini bilmeyen (çok mu sosyal içerikli oldu bu cümle!).

Vücudunuz, biberi fazla olan bir günün ardından, acı çikolatanın salgıladığı serotonine ihtiyaç duyuyorsa, siz de benim gibi bu ikiliyi bir kurabiyede birleştirebilir; hafif yanan boğazınızla hem kışa sağlıklı bir merhaba der hem de gün boyunca başınıza gelen aksiliklere söver geçersiniz (pardon güler geçersiniz)   

Tarifi daha önceki damla çikolatalı kurabiye ile aynı.

Bir Tutam Baharat




A Touch of Spice - Politiki Kouzina - 2003
Yönetmen:Tassos Boulmetis

“Bir Tutam Baharat”, İstanbul’da doğup büyüyen Yunanlı bir çocuğun, Fanis’in hayatını anlatıyor. Fanis’in büyükbabası, mutfak sanatını felsefe ile harmanlamış deneyimli bir akıl hocası. Fanis’e yemeğin ve hayatın aslında paralel olduğunu, her ikisine de tat vermek için bir çimdik tuz, bir tutam baharat, katmak gerektiğini öğretir.

Fanis harika bir ahçı olarak büyür ve bu yeteneğini çevresindekilerin hayatını baharatlandırmak, tatlandırmak için kullanır. 35 yıl sonra, Atina’yı bırakır ve büyükbabasıyla tekrar bir araya gelmek ve çocukluk aşkını bulmak için İstanbul’a döner; ancak o zaman farkına varacaktır ki tüm bu koşturmaca sırasında kendi hayatına bir tutam baharat eklemeyi unutmuştur.

"Cinnamon... is bitter and sweet, just like a woman"
(Tarçın...aynı bir kadın gibidir; acı ve tatlı)
 


Politiki Kouzina, İstanbul'lu Yunanların mutfaklarına verdikleri ad (yunanlılar 'constantinople'in  kısaltmasına 'poli' diyor). İmam bayıldı, köfte, muskat, tarçın arasında geçen sıcacık bir hayatın yansıması var filmde. Şiddetle tavsiye edilir...   
 “Kali Orexi”! ya da “Afiyet Olsun!”